Barcelona'da Yerel Mutfağın 3 Adresi

Tale Teller: Ezgi Göçücü

Tale Blog olarak sizlere sadece bizim sesimizi değil, bizler gibi düşünen, büyük Tale ailesinin bir parçası olan dostlarımızın sesini de duyurmaktan gurur duyuyoruz. Biz onlara 'Tale Teller' diyoruz. Severek okumanız dileğiyle...

Barselona dendiğinde herkesin aklına Gaudi, La Rambla, Picasso, gotik mimari ve daha bir sürü yer, kişi ve aktivite gelir. Barselona gerçekten de içinde o kadar çok görülecek, deneyimlenecek şey barındırıyor ki sadece turistik yerleri ziyaret etmek bile dolu dolu bir hafta sokaklarını arşınlamanızı gerektirir. Fakat siz de benim gibi hem boğazına hem de keyfine düşkünseniz, size bambaşka bir rota önerim var! Bu rota ile turistik alanların yanıbaşında olan lezzet harikalarını kaçırmamış olacaksınız. Yani hem turistik hem yerel olabilirsiniz. Benim aklıma İspanya diyince ilk ne FC Barcelona ne Real Madrid ne de Gaudi geliyor artık. Aklımdan çıkmayan şeyler: Cava, Pinchos, Paella ve tabii ki Moritz, Estrella ve San Miguel.

1) Bizde Çay, Onlarda Cava

Cava aslında bir çeşit şampanya ve Barselona’da yerli halk tarafından su niyetine tüketiliyor. İyi bir cavaya denk gelirseniz gerçekten günün her saati içebilirsiniz, en azından ben içebilirim. İşte bunun için benim deneyimlediğim en güzel mekan, yerli halkın günün her saati ziyaret edip, ayak üstü atıştırdığı Can Paixano. Burası ufacık bir yer ve her daim çok kalabalık, çünkü hem çok ucuz hem de inanılmaz leziz cava ve tapaslara sahip. Eğer domuz eti yerim hatta çok da severim diyenlerdenseniz, kesinlikle kendi yapımları olan jamon’lardan yemelisiniz. Kendi markaları ile cava da kendi üreten Can Paixano’dan tıka basa yiyip, bir şişe de Cava almadan ayrılmayın derim!

2) Deniz Mahsülleri Cenneti

Can Paixano’daki menü beni pek sarmadı, hem ayakta yemek yemeyi de sevmem, aksine oturup gönlümce yemek yemek isterim diyorsanız, bir de üstüne “Denizden babam çıksa yerim!”cilerdenseniz sizin yeriniz: La Paradeta! La Paradeta’ya bizim balık pazarlarının tek bir dükkana tıkıştırılmış versiyonu desek yalan söylemiş olmayız. Ancak ürün çeşitliliği biraz daha fazla, hayatımda görmediğim, tatmadığım her türlü deniz mahsülünü barındırıyor. Ve siz, tıpkı pazardan alışveriş yapar gibi tezgahın başında durup “Bundan 150 gr, şundan 4 tane!” diyerek istediğiniz, yiyeceğiniz kadar seçiyorsunuz. Porsiyonlarınızı kendiniz belirlediğiniz gibi pişen yemeklerinizi de gidip kendiniz alıyorsunuz. Bu sebeple masadan kendinize bir kurban seçip, en kalkması zor olan yere oturmanızı ve inanılmaz lezzetli yemeklerin tadını hiç yerinizden kalkmadan çıkarmanızı tavsiye ederim :)

3) Hemingway ile Absinthe Keyfi

Listenin sonunda yemekleri değil hikayesi çok güzel gelen bir yer var: Bar Marsella. Pablo-Sec tarafında bir absinthe bar olarak ünlenen Bar Marsella 1820’den beri hizmet veriyor. Ama onu asıl önemli kılan, Hemingway’in favori mekanlarından olması. Söylenene göre, Hemingway geldiğinden beri barda bulunan raflara, şişelere hiç dokunulmamış, hiçbir şey değiştirilmemiş. Tam olarak bu sebeple, gerçekten her an kapıdan Hemingway girebilirmiş, yanınızda bir masada Picasso oturuyor olabilirmiş gibi hissediyorsunuz - tabii belki de tüm bunlar absinthe etkisidir :)


Biz bunların üçünü aynı günde yaparak biraz kendi sınırlarımızı zorladık, siz tatilinizin uzunluğuna göre aralıkları açın ki, her lezzetin tadını sonuna kadar çıkarın!

Son öneri: Barselona gezinize Russian Red’den Fuerteventura eşlik edebilir. Kendisi bir Madrileños olabilir ancak güneşli bir Barselona gününde çok iyi gider!

 
Şu yazımız da ilginizi çekebilir
Lizbon’a Gitmeden Önce Kesinlikle Okumanız Gereken 11 Yazı

Son yılların gözde şehri Lizbon’a mı gideceksiniz? Sizin için derlediğimiz şu yazıları okumadan sakın yola çıkmayın!