Tale Filtreli Elazığ

Tale Teller: Ezgi Göçücü

Tale Blog olarak sizlere sadece bizim sesimizi değil, bizler gibi düşünen, büyük tale ailesinin bir parçası olan dostlarımızın sesini de duyurmaktan gurur duyuyoruz. Biz onlara 'Tale Teller' diyoruz. Severek okumanız dileğiyle...

Herkesin gezmekten anladığı, beklediği, istediği şeyler çok farklı olabiliyor. Mesela benim için bilmediğim herhangi bir yeri görmek, herhangi biriyle tanışmak, konuşmak ya da tatmadığım bir lezzeti tatmak, gezmek fiilini tanımlamak için yeterli oluyor çoğu zaman. Bu sebeple, Elazığ’a gideceğim dediğim zaman “Ne işin var Elazığ’da?”, “Orada ne yapacaksın?” gibi sorulara tamamen kulağımı tıkamıştım. Çünkü orası da tıpkı daha önce gitmediğim herhangi bir yer gibi görülmeyenler listesindeydi ve üzeri çizilirse, listeden bir madde daha eksilecekti.

Şu an bu bloğu okuyorsanız, muhtemelen tale hakkında az çok bilginiz vardır ya da belki de, ne mutlu bana ki, bu yazı Tale Blog’da okuduğunuz ilk yazıdır ve bu sayede tanışmış olursunuz. Bu yazı maalesef Elazığ’da Son Çayda Çıra gezisini detaylıca anlattığım bir yazı değil, daha çok seyahat kültürümüzün yeni dönemde nasıl şekillendiği ve tale'in nerede durduğu ile alakalı. 

Klasik Tur Tanımına Savaş Açan Anlayış

Artık çok daha rahat seyahat edebilir olduğumuz şu günlerde biz gezmelere doyamayan insanlar işin organizasyon kısmından da zevk alıyoruz çoğunlukla. Biletleri, gidilecek görülecek yerleri, yerli halkın nerelerde takıldığını araştırmayı, bulmayı, aslında işin özünde keşfetmeyi seviyoruz. Bu sebeple, herhangi bir “tur”a katılma düşüncesi biraz can sıkıcı gelebiliyor. Artık klişe olan “Tanımadığım insanlarla koştur koştur gezmenin nesi güzel ki?!” cümleleri ile tur kültüründen gün be gün uzaklaşıyoruz. Hayatında hiçbir tura katılmamış olan benim için turun tanımı kesin zamanlar, turistik mekanlar, tanımadığım insanlar ve pahalı alışverişlerdi. Ancak klasik tur tanımına savaş açmış bir turizm anlayışı ile karşılaşıyorsunuz tale ile.

Hiç Görmediğiniz Akrabalarınızın Evindeymiş Gibi

Tale’in amacı size bir hikaye anlatmak. Gittiğiniz yerde kendinizi akışına bırakacağınız bir deneyim yaşatmak. Bu yer Elazığ, Isparta da olabilir, Lizbon ya da İskoçya da. Benim hikayem Elazığ’da geçti. Gezinin içeriğinde şunlar vardı, bunu yaptık yazısı değil bu, söylemiştim. Yazı bu gezinin bana ne hissettirdiği ile alakalı. Öncelikle, kültürüne hem çok aşina olduğum hem de bir o kadar yabancı olduğum bambaşka bir ülkeye gitmişim gibi hissettim tüm gezi boyunca. Bir diğer yandan insanlar ile olan iletişim o kadar tanıdıktı ki sanki memlekete ziyarete giden kıymetli torun, yeğen, kardeştim tüm gezi boyunca. İğne oyası öğrenmeye gittiğimiz evde bize çay koyan teyzeye kalkıp yardım etmediğim için kendimi suçlu hissedip “Annem şimdi burada olsaydı bir bakışıyla oymuştu beni” diye düşünürken buldum kendimi. Ya da beraber içli köfte, Harput Köftesi yaptığımız abla biz oradan ayrılırken “Ay tekrar gelin de arada yemekleri yapmaya yardım edin, pek iyi oluyor” dediğinde Antalya'da teyzemin evindeydim ve teyzem vardı karşımda. Yani kısaca o klasik tur zihniyetini tamamen bir kenara bırakıyor ve annenizin şimdiye kadar hiç görmediğiniz akrabalarının evine tatile gitmişsiniz gibi hissettiriyor tale Elazığ gezisinde size. 

Temelinde Samimiyet Yatıyor

Tarihi Elazığ Fırını’nda peynirli ekmeklerinizi beklerken, sizden önceki müşterinin fıstıklı peynirli pide yaptırdığını gördüğünüzde “Ama göz hakkıdır” diye size de ekmek ikram ediliyor, her gittiğiniz yerde çay içer misiniz deniyor, yemek yapan Zülfiye Nine sizinle rahat rahat şakalaşabiliyorsa, yaşadığınız şey bir tur deneyimi değil bir ev ziyareti deneyimi oluyor. Ve işte tam da bu samimiyet tale’in temelinde yatıyor.

Ama bence en önemlisi, yıllarca Çayda Çıra'ya ve müziğe gönül vermiş Elazığ Musiki Cemiyeti'nden Kemal ve Adnan Amca'nın, yöresel yemeklerin en lezzetlisini yapan Feride ve Zülfiye Teyze’nin gözlerinde gördüğünüz heyecan ve samimiyetin aynısını tale’in kurucusu Onur’un da gözünde görüyor olmanız. İşte tam da bu tale’i şimdiye kadar katıldığınız deneyimlerden farklı kılıyor. 

Günün sonunda başınızda yazma, çantanızda bakır kabınız ile evinize dönerken “Ne iyi ettim de gittim be!” diyorsunuz kendinize.

 

Şu yazımız da ilginizi çekebilir
Barcelona'da Yerel Mutfağın 3 Adresi

Barselona dendiğinde herkesin aklına Gaudi, La Rambla, Picasso, gotik mimari ve daha bir sürü yer, kişi ve aktivite gelir. Fakat sizde benim gibi hem boğazına hem de keyfine düşkünseniz, size bambaşka bir rota önerim var!